30 Aralık 2010 Perşembe

Mahmudi'nin Önü "AÇIK"

          
          Dün akşam ki maçı, hayatımda gittiğim en güzel maçlardan biri olarak listenin başına koydum bile. Abdi İpekçi Arena’ya ulaşmak her ne kadar zor da olsa, giriş çıkışlarda büyük sıkıntı yaşansa da Galatasaray Cafe Crown için oraya gitmeye fazlasıyla değer.  Oradaki 10 bini aşkın taraftar, iyi ve sağlam yatırımlar yapıldığını hissettiği an her ne koşulda olursa olsun orayı dolduracaktır. Galatasaray taraftarı kafaya oynayan, iddialı ama ondan daha önemlisi doğru işlerin ve doğru adamların olduğu yerde her zaman takımına sahip çıkar.


          Doğru adam, tabii ki Oktay Mahmudi ve ekibi. Basketbolu çok yakından takip eden ve basketbolla sürekli iç içe olan biri olarak Oktay Mahmudi’yi Türkiye’de ki bütün Türk koçlardan hatta Avrupa’da ki bir sürü koçtan dahi farklı tutmuşumdur. Bunu bugün Galatasaray’ı çalıştırdığı için söylemiyorum. Efes Pilsen’de ki koçluk günlerinden beri, duruşuna, basketbol bilgisine, felsefesine ve koçluk becerisine hayran olduğum biridir Mahmudi. Oktay Mahmudi hamlesi, Galatasaray yönetiminin bu sezon, hatta yönetime geldikleri günden beri sportif olarak yaptıkları en doğru ve en iyi hamledir. Oktay Mahmudi’nin Galatasaray’a geldiğini duyduğumda şok olmuştum. Avrupa’nın önde gelen takımlarından birine, milli takıma ya da koç arayan Efes Pilsen’e gideceğini düşünmüştüm, fakat Oktay Mahmudi belki de kendi açısından risk alarak Galatasaray Cafe Crown’a imzayı attı. Belki de Galatasaray camiasının potansiyeline, kültürüne, tarihine güvenerek bu kararı aldı ve gördüğümüz kadarıyla da haklı çıktı. Her Galatasaraylı şu an Oktay Mahmudi’li Galatasaray ile eminim övünüyordur.

          Maça geçecek olursak, Galatasaray maça çok kötü başladı ve Ukiç’in önderliğindeki Fenerbahçe Ülker ilk periyotta bir ara 15-5 öne geçti.  Burada hemen devreye koç Mahmudi girdi ve Tutku’yu oyuna alarak 4 kısaya döndü. Tam saha zone press ile kaptığı toplarla 7-0 lık seri yakaladı Galatasaray ve ilk periyot sonunda skoru 15-12 ye getirdi. Daha sonra öne de geçti Galatasaray Cafe Crown. Bu sırada Fenerbahçe Ülker Ömer Onan, Oğuz Savaş ve Kaya Peker’le ayakta kalırken, Galatasaray Shumpert, Shipp, Rancik ve tabii ki Tutku Açık ile ayakta kaldı.

          Maçın kırılma anlarından biri de her Fenerbahçeli’nin üstünde durduğu Spahija’nın teknik faul aldığı pozisyon oldu. Tamam, o pozisyonda Ömer’e faul yapılıyor ama maç içinde hakemlerin kaçırdıkları, çalmadıkları pozisyonlar her iki takım aleyhine de oldu. Bu kadar tepki vermesi, Spahija gibi tecrübeli bir koça yakışmadı. Pota altına kadar gidip, o şiddette itiraz yapacak bir pozisyon değildi. Zaman zaman koçlar takımlarını ateşlemek için bu tür yöntemlere başvurur, fakat maç o sırada kafa kafaya gidiyordu ve bence Spahija yanlış bir taktik uyguladı. Teknik faulden hemen sonraki pozisyonda masa hakemlerine inanılmaz şiddette ki itirazı da seyircinin tepkisini çekti ve seyirciyi galeyana getirdi. Neyse ki olaylar fazla büyümeden kesildi.

          Ayrı bir parantez de maçın yıldızı Tutku Açık’a açmak gerekir. Tutku’nun 12 sayı 6 ribaund ve 7 asistlik muhteşem resitali görülmeye değerdi. Tutku’yu basketbola başladığı ilk yıllardan beri dikkatle izlerim. Benim de basketboldaki pozisyonum oyun kurucu olduğu için ayrı bir gözle izlerim oyun kurucuları. Basketbol da bir deyim vardır; “ Bir takım point guardı kadar konuşur.” Dün akşam bunun güzel bir örneğini yaşadık. Tutku Açık, daha önceleri gözümde top class guard seviyesine çıkamamıştı ama dün fazlasıyla çıktı. Oyunu inanılmaz olgunlaşmış, bire bir penetreleri, yarattığı farklı hücum opsiyonları, liderliği, müthiş oyun görüşü, sinirlenmeden takıma yaptığı pozitif katkıyla belki de sezonun en iyi performansını sergiledi. Galatasaray’ın hücum da zorlandığı anlarda tek başına ayakta kaldı, insiyatif aldı. Maçın hemen ardından Ermal Kuqo’nun Twitter hesabından yazdığı Tutku “Nash” Açık sözleri, Tutku’nun muhteşem performansını özetler nitelikteydi.

          Son olarak değinmek istediğim birkaç önemli nokta var. Birincisi Oktay Mahmudi’nin Efes Pilsen kültüründen aldığı takım savunması mantalitesini her gittiği yerde başarıyla uygulaması mevzusu. Galatasaray’a geleli daha 5-6 ay olmasına rağmen bu mantaliteyi takıma oturtmuş. Fenerbahçe Ülker gibi her oyuncusu önemli hücum tehdidi olan bir takımı, Fenerbahçe her ne kadar kötü de oynasa, 56 sayıda tutmak müthiş bir işti. Galatasaray’ın, Fenerbahçe Ülker’in kadro kalitesinin altında olduğunu söylememiz lazım, fakat, Galatasaray’ın, belki kalitelesi, değil ama mücadelelesi en az Euroleague seviyesindeydi. Diğer bir konu, Fenerbahçe Ülker’in Vidmar’ın sakatlığından sonraki düşüşü. Sezona müthiş başlamanın belki de dezavantajını yaşıyorlar şu anda. Özellikle yabancılarında müthiş bir düşüş var Fenerbahçe’nin. Dün akşam Fenerbahçe’nin 6 yabancısından gelen toplam 17 sayılık performans(Ukiç 8, Preldziç 3, Tomas 3, Kinsey 2, Lavrinoviç 1, Greer 0) gerçekten hayal kırıklığıydı.


         Son sözlerimde Galatasaray yönetimine. Dün akşam gördünüz ki, bu muhteşem taraftar kafaya oynayan bir takımı her şartta sonuna kadar destekler. Oktay Mahmudi hamlesi yaptığınız en iyi işti bu sezon ve şartlar ne olursa olsun Mahmudi’ye sonuna kadar destek vermenizi rica ediyorum. Gözü kapalı en az 5 yıl bu takım Mahmudi’ye teslim edilmeli. Her sene gelecek takviyelerle, üstüne koyarak gideceğinden ve yıllardır özlemini çektiğimiz şampiyonluktan söz edebileceğimizden hiç kuşkum yok. Belki bu sezon değil ama önümüzdeki sezonlarda, bu doğru yapılanmanın devamıyla şampiyonluk mutlaka gelecektir. Sizden ricam, bu takıma takviye yapmanız yönünde. Galatasaray’ın uzun rotasyonu çok ama çok kısıtlı. Rancik,Andric ve Ermal, aslına bakarsanız bunların hiç biri gerçek bir 5 numara değiller. Hemen hepsi 4 numaraya daha yatkın oyuncular. Bu takıma en az iki tane kaliteli pivot takviyesi şart. Rakip, Fenerbahçe’nin Kaya,Lavrinoviç,Oğuz,Mirsad,Vidmar ve May gibi 6 tane kaliteli uzunu var. Diğer bir takviye de guard pozisyonuna gerekiyor. Rochestie, bu takımın ağırlığını kaldırabilcek düzeyde değil. Tutku çok formda ama koca bir sezonu tek bir guardla geçiremezsiniz. Bu takıma bir tane back-up guard kesinlikle lazım. Eğer maliyeti uyarsa ve ikna edilebilirse Efes Pilsen’de mutlu olmayan ve koç Perasoviç’ten fazla forma şansı alamayan Ender Arslan’a teklif götürülebilir. Her şeye rağmen, Galatasaray’a destek veren müthiş taraftarına ve bu kadroyla liderliği kapan Oktay Mahmudi yönetimindeki Galatasaray Cafe Crown’a tebriklerimi iletirim.
NedimMeseri

26 Aralık 2010 Pazar

MeS'in STSL'de Altın 11'i

          KALECİ : Kaleci seçmek ilk yarı için aslında çok güçtü. Aklıma iki isim geldi. Volkan ve Karcemarskas. Volkan defansların açıklarını kapatmakta zorlandığı için, defansı yöneten adamın kaleci olduğu gerçeğini zaman zaman unuttuğu için elendi ilk basamakta. Karcemarskas ise her oynadığı maçta yer seçme ve refleksler konusunda her maç bizi şaşırttı. Çok başarılıydı.
          
          DEFANS : Sağ bek ve sol bek seçimlerim çok rahat oldu. Hasan Ali 21 yaşında olmasına rağmen mevkiidaşların hepsine ders veriyor. Gurbetçi umarım uzun yıllar milli takımın başarısı için ter akıtır. Gökhan Gönül ise Fenerbahçe'nin sağ açıklarının kötü performansına rağmen muhteşem bir ilk yarı geçirdi. Defansif açıdan tek kelimeyle müthişti. İleri çıkışlarında da etkili oldu fakat kendisini asist konusunda geliştirmesi lazım. Bence şu anda faal futbol hayatını sürdüren en iyi 3-4 sağ bekten birisi Gökhan. Egemen Korkmaz müthiş hırsı ve özverisiyle takımın şu an bulunduğu yerde olmasını sağlamasıyla girdi ilk 11ime. Yobo Yobo Yobo biz geçen sene Bilica gibi yeteneksiz bir adamın eline bakıyorduk. Bu sene ise Yobo bizim için adeta çölde bir vaha gibi.

          ORTA SAHA : Selçuk İnan kuşkusuz Şenol Güneş sayesinde muhteşem bir performans sergilemeye başladı. Adeta onu izlerken mest oluyoruz. Orta sahanın hem hücum organizasyonlarında hem de defans organizasyonlarında baş rol oynuyor ve bu görevi eksiksiz yerine getiriyor. Emre Belözoğlu sakatlıklara rağmen oynadığı süre zarfında neden vazgeçilmez olduğunu ispatladı bize. Topu alıyor, çalım atıyor, olumlu pas yüzdesiyle oynuyor ve takımın hem defansta hem ilerde beyni oluyor. Ernst ise muhteşem kusursuzluğu ile girdi tabloya. Guti bence kuşkusuz bu sezonun en iyi transferi. Attığı paslara ve takım içindeki liderliğe diyecek kelime bulamıyorum. Adeta resital izliyoruz. Alex de Souza kuşkusuz Türk futbol tarihinin vazgeçilmez iki yabancısından birisi. Bu yarı oynadığı muhteşem futbolla taraflu tarafsız herkesi hayran bıraktı kendine. Comandante Alex, attı attırdı, kurtardı, çabaladı, yırtındı takımı için gerekli herşeyi yaptı. Kuşkusuz Fenerbahçe taraftarı onu herkesten daha çok seviyor.

          FORVET : Emanuel Emenike. Son zamanlar izlediğimiz en kendini bilen en yere sağlam basan ve takımını tek başını sırtında taşıyan adam. Kendi tipinde Didier Drogba Karabük'te oynasa anca Emenike'nin yaptıkları yapabilirdi. Keşke milli takımımızda oynayabilse.

İlk Yarının Yıldızı : Alex de Souza
MeS

25 Aralık 2010 Cumartesi

Nedim Meseri'nin STSL'de Altın 11'i

          Seçimde en zorlandığım alan kaleci konusu oldu. Onur Kıvrak, Cenk Gönen ve Karcemarskars arasında kararsız kaldım. Cenk Gönen çok iyi bir kaleci olma adayı. Dayısı, efsane Göztepe kalecisi, Ali Artuner’den kalecilik genlerini aldığı çok açık, fakat temel olarak biraz daha gelişir ve tecrübelenirse daha da iyi olacaktır. Karcemarskars neredeyse her hafta en iyi kurtarışlarda kendine yer buldu ve fundamental olarak  çok iyi bir kaleci. Duracağı yerleri bilmesi, topu çeleceği yeri iyi kestirmesi ve refleksleriyle altın 11’imde kaleci olarak alternatifler arasına girdi. Fakat Onur Recep Kıvrak, biraz da takımının bulunduğu yerdeki performansıyla bir adım öne çıktı. Çok yetenekli ve genç bir kaleci. İlk yarıda gerçekten başarılıydı.

          Defans hattında sağ bek için iki aday belirledim. Biri Serkan Balcı diğeri Gökhan Gönül. Gökhan yıllardır aynı çizgisini koruyor. Sağ kanadı çok efektif kullanıyor, fakat bu sezonun ilk yarısında sakatlanana kadar, Trabzonspor’lu Serkan Balcı, Gökhan’ın bir adım önündeydi benim gözümde. İnanılmaz bir enerji, çalışkanlık yaptığı olağanüstü asistler ve takıma pozitif katkısıyla sağ bek için seçimim oldu. Ersan Gülüm ve Egemen Korkmaz’da stoper tercihlerim. Egemen’i hırsı, isteği ve liderliği için seçtim, fakat Ersan Gülüm bence şu anda Türkiye’nin en iyi yerli stoperi. Müthiş oynuyor ve kadroya girmeyi fazlasıyla hak etti. Sol bekte, tek tercihim Kayserispor’lu Hasan Ali Kaldırım oldu. 21 yaşındaki genç gurbetçi futbolcu, temel altyapısı ve sol kanattaki efektifliğiyle açık ara kadroda kendisine yer buldu.

          Orta sahanın merkez iki oyuncusu Selçuk İnan ve Gustavo Colman’dan başkası olamazdı. Şenol Güneş’in gelişiyle bir başka oynuyorlar. Bunda Şenol Hoca’nın futbol felsefesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. 3 büyükler 2 hatta 3 tane defsansif orta saha oyuncusuyla oynarken Şemol Hoca oyunun iki yönünü de müthiş oynayabilen iki merkez orta saha oyuncusuyla oynuyor. Bu da Selçuk ve Colman’ın performansını arttırıyor. İki merkez orta saha oyuncusunun önünde, forvetin arkasındaki tercihim, kazandırdığı maçlar, yaptığı asistler ve Fenerbahçe’nin aldığı en az 15 puanda tek başına katkısı olan Alex de Souza.

          Forvet hattında 3lü’nün sağında Burak Yılmaz tercihim zaten Burak’ın milli takıma seçilmesiyle de desteklendi. Burak gerçekten müthiş oynuyor. Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta kendini gösteremeyen Burak Trabzon’da inanılmaz oynuyor. Sol tarafa da Quaresma’yı koydum. Belki başka futbolcularda girebilirdi listeye ama yıldız futbolcu kategorisinden ve spekteküler hareketleri, golleriyle Q7 ön plana çıkıyor. Santrafor olarakta tercihim heralde hiç kimsenin şüphesi olmayan bir isim, Emanuel Emenike. Gerek maliyeti, gerek yaptığı katkı gerek gücü ve süratiyle açık ara önde. Uzun zamandır bu kadar ayağı yere basan, sağlam bir santrafor izlememiştim

İlk Yarının Yıldızı :  Emanuel Emenike.

Nedim Meseri

23 Aralık 2010 Perşembe

Karşıyaka'nın Genç Basketbolcusu Serkan Menteşe ile Rum Kesimindeki Korku Dolu Anları Konuştuk


Olaylar güvenlik zaafiyetinden mi kaynaklandı?




Kesinlikle ortada büyük bir zaafiyet vardı. Maç sırasında takım menajerimiz saha komiserine gidip de bench in arka tarafından atılan yabancı maddelerin engellenmesi için polis koruması isteyene kadar ortalıkta 2 tane polisten başka polis görmedik. Sivil giyimli tezahuratlara katılan bazı kişiler taraftarlara ayrılan bölgelerde bile değildi.


Planlanmis bir şey olduğunu düşünüyor musunuz?

Planlanıp planlanmadığı ile ilgili kesin bir bilgim yok fakat duyduğum kadarıyla Apoel taraftarlarının forumlarında 1 haftadır dillendiriliyormuş.



Apoel’in Zadar’ın altında kalıp gruptan çıkamamasıyla ilişkilendirebilir miyiz olayları?

Maç içinde bench te iken bir çok taraftarın maçı izlemeyip sadece bizi korkutmak için biz onlara baktığımızda boğaz kesme hareketleri , el hareketleri yaptiklarini gördüm.Top taraftarın oldugu tarafa gidince takim arkadaşlarımın üzerlerine tükürdüler.Bu gözlemlerimden sonra taraftarın gruptan çıkıp çıkmamakla ilgilendiğini sanmıyorum


Fanatik taraftarlar arasında kalınca ne hissettiniz? Aralarından nasıl çıktınız?

Maçın bitmesine kısa bir süre kala ben üzerimize yabancı madde yağacağını hissedip bitiş düdüğü ile birlikte kafamın üstüne havluyu sarıp direk branda ile kaplanmış tünele doğru koşturmaya başladım.Tünel çıkışıına geldiğimde ise taraftarların kapıyı kırıp ellerinde jop lar ile üstümüze doğru saldırdığını görünce bu sefer geri sahanın içine kaçmaya çalıştım fakat arkadan gelenlerde içeri girmeye calıştığından kısa süreli orada sıkıştık. Daha sonra önümüze geçen bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda ki polislerle birlikte Apoel takımının oyuncuları taraftarı geri püskürttü.Bu sayede soyunma odasına sığınabildik.


Salonda ve otele giderken neler yaşadınız?

Soyunma odasına zar zor gittikten sonra orada mahsur kaldık.Taraftarlar hangi odada olduğumuzu görmesin diye ışıkları kapattık.Pencerelerden uzak şekilde durup duş almadan herkes kısa sürede giyinip herşeye hazırlıklı bir şekilde 2 saat civarı bekledik.Daha sonra polis neler yaşandığını idrak etti herhalde ya da Türkiyeden gerekli olan baskı geldi ve bize daha önce sağlamaları gereken güvenliği sağladılar ve 7 eskort eşliğinde otele gittik.


Rum polisi size neler dedi? Sizi nasıl korudular?

Hiç unutamıyorum otele vardıktan sonra yemeğe indiğimizde bizle beraber olan polis , büyük ihtimalle de amir filandı , takım menajerimize ingilizce olarak ailem bile sizi koruduğumu öğrenince bana neden Türkleri koruyorsun diyecekler tarzında bir söylemde bulundu..

Yurda dönünce kalabalık bir taraftar grubu, medya ordusu ve devletin üst düzey yöneticileri sizi karşıladı. Sorumluluk alan devlet görevlilerine ve Karşıyaka taraftarına ne söylemek istersiniz?

Sorumluluk alan devlet üst düzey yoneticilerinden bir tek isteğim var ,bir daha böyle bir olayin yaşanmamasini sağlasınlar yeter çünkü birdaha bu tarz olaylar olursa , bizim kadar şanslı olamayabilirler. Ayrıca bizi bu zor günümüzde yalnız bırakmadıkları için taraftarımızın hepsine tek tek teşekkür ediyorum.


Eurochallenge Cup ta 2. tur, Furkan Aldemir’in sakatlığı ve Beko Basketbol Ligi’nde ki durumunuzla ilgili düşünceleriniz neler?

Furkan kardeşim takıma geri dönene kadar elimizden geleni yapip onu aratmayacağız.Bu konuda kimsenin şüphesi olmasın.Eurochallenge Cup ta da amacımız kupayı kaldırmak bu amaç doğrultusunda idmanlar da ekstra calışıp karşımıza çıkan bütün rakipleri yenmeye çalışacağız.







21 Aralık 2010 Salı

Armanın Gururu Sarı Melekler Utanmıyor musunuz?

Utanmıyor musunuz? Koca koca adamları göz yaşları içinde bırakmaya. Utanmıyor musunuz? Futbol takımının üzüntüden ağlattığı gözleri sevinçten göz damlalarına boğmaya. Utanmıyor musunuz? Dünya Şanmpiyonu olmaya hemde tüm maçları 3-0 setlerle alıp şampiyonluğu perçinleyerek. Utanmıyor musunuz? Türk spor tarihine isminizi altın harflerle kazımaya. Utanmıyor musunuz? Dakikalarca vücudumuzu titretene kadar tüylerimizi diken diken yapmaya. Utanmıyor musunuz? Bizi dünyanın en iyi takımın taraftarı olduğumuz için artık mütevazı olmamaya zorlamaya. Utanmıyor musunuz? Hiç rakibininiz olmamasına!

TEŞEKKÜR SARI MELEKLER!
TEŞEKKÜLER ARMANIN GURURLARI!
TEŞEKKÜRLER GÖĞSÜMÜZÜ KABARTANLAR!
TEŞEKKÜRLER FENERBAHÇE GİBİ OYNAYANLAR!

SİZ UTANMAYIN BİZ SİZİN İÇİN CANIMIZI VERİRİZ!

DIŞ HATLARI YAKARIZ SİZİN İÇİN!

MeS

20 Aralık 2010 Pazartesi

Geçtiğimiz Haftanın Spor Yorumu

          İlla Baros’un sakat, Mehmet Batdal’ın formsuz, devşirme forvet Pino’nun cezalı olması mı gerekirdi Anıl Dilaver’i oynatmak için? İki sezondur dilimizde tüy bitti. Nonda’yı gönderdiği günden beri beli doğrulmayan Galatasaray o bölgeye hala takviye yapabilmiş değil. Geçen sezon Baros sakatlanınca özellikle Atletico Madrid maçlarında ve ligdeki mücadelede arkadaşlarımla bas bas bağırıyorduk, altyapıda Anıl Dilaver ve Cem Sultan gibi iki önemli değer var neden oynatılmıyor diye. Avrupa’nın önde gelen takımları genç oyuncularını gözlerini kırpmadan takıma koyuyorlar, formayı veriyorlar. Bizse hala 20 yaşındaki futbolcu için daha genç, tecrübesiz diyoruz oysa ki Avrupa’da 20 yaşındaki futbolcular tecrübelenmiş ve takımlarının kilit oyuncuları oluyorlar. Geçen yıl Arda Turan’ı, Keita’yı forvette kullanmak yerine Anıl Dilaver’e, Cem Sultan’a şans verilseydi, geçen sezon farklı yerlerde biter miydi ve şimdi Galatasaray bu kadar gol atma sıkıntısı çeker miydi?  Sayın Hagi’ye soruyorum, şu izlediğimiz Anıl Dilaver’in Juan Pablo Pino’dan santrafor olarak ne eksiği var? Ben cevap veriyim, artısı bile var, eksiğinden ziyade. Genç oyunculara neden bu kadar güvensiziz anlamakta zorluk çekiyorum. Üstelik yanınızda Anıl’la daha önce çalışmış, onu çok iyi bilen Tugay Kerimoğlu varken, onu dinleyip biraz daha şans verebilirdiniz bu futbolculara.  Anıl’ın bazı eksikleri mutlaka var, fakat çalışarak, daha çok süre buldukça, maç performansı arttıkça çok daha iyi yerlere gelebilecek kapasitesi var.  

          Galatasaray’da göze çarpan futbolcular olarak Çağlar Birinci’yi, maçın bazı bölümlerinde fiziksel olarak düşse de özellikle oyundan çıkana kadar, son 15 dakikadaki Hakan Balta’yı, defansta birkaç maçtır çok iyi işler yapan Gökhan Zan’ı, ve tabii ki maçın bence yıldızı genç Anıl Dilaver’i sayabiliriz.

          Trabzonspor’lu futbolcuları, teknik heyeti ve yönetimi aldıkları 42 puan attıkları 40 gol ve oynadıkları müthiş pozitif futboldan dolayı kutlamak isterim. İlk yarının lideri oldular, büyük terslikler olmazsa sezonu da şampiyon bitirecekler gibi gözüküyor.

          Ayrı bir parantez de Pınar Karşıyaka’lı basketbolcu Furkan Aldemir’e açmak istiyorum. Furkan Türk Basketbolu’nun en önemli yeteneklerinden, değerlerinde biri.  Son iki yıldır müthiş sezonlar geçiriyordu, bu yıl da formunun zirvesindeydi. Oynadığı müthiş basketbol, aldığı ribauntlar, attığı sayılar ve pota altını karartmasıyla Avrupa’nın önde gelen scoutları tarafından hatta NBA scoutları tarafından dahi takip edildiğini biliyoruz. Bugünkü Fenerbahçe Ülker karşılaşmasının 2. uzatmasında çok talihsiz bir şekilde sakatlandı ve hepimizin yüreğini burktu. Emir Preldziç ve hakem o sahneye şahit olunca maçı bırakıp ordan kaçtılar, o kadar kötü sakatlandı Furkan. Benchteki arkadaşları göz yaşlarına boğuldu, bütün salon buz kesti.  Sporun aslında ne kadar insani duygulara hitap eden bir olay olduğunu gördük, hepimizin içi burkuldu. Furkan’a geçmiş olsun diyorum. Umarım bu ciddi sakatlığı olabilecek minimum sürede atlatır, çünkü Türk basketbolunun ona çok ihtiyacı var.

          Son olarak Spor Toto 2. Lig Beyaz Grubu Bandırmaspor’u 3-1 yenerek ilk yarıyı lider bitiren Göztepe’ye ve muhteşem taraftarına değinmek istiyorum. Amatör ligdeyken bile 10 bin kişiye oynama kapasitesine sahip olan Göztepe’ye, bugünkü maçta tam tamına 30 bin taraftar destekledi, üstelik müthiş bir yağmur altında. Göztepe’nin taraftarına söylenecek söz yok, muhteşemler. Umarım ilk önce Spor Toto 1. Lig’e sonrada Spor Toto Süper Lig’e gelip lige renk katarlar.
Nedim Meseri

19 Aralık 2010 Pazar

Fenerbahçe - Sivasspor Maç Sonu Değerlendirmesi

#1 - Gökhan Gönülün savunmadaki kusursuzluğu
      
       Kuşkusuz Gökhan Gönül kariyerinin defansif anlamda en olgun ve en katkılı dönemini yaşıyor. Her maç yaptığı kademe müdaheleleri, araya girmeleri ve tekmeye kafa sokan performansı hepimizi büyülüyor. Bugün maçta topun önüne atlaması bizi talihsiz bir golden kurtardı. Gökhan Gönül'ün açıkça görüldüğü gibi asist yapmakta biraz sorun yaşadığını görüyoruz. Bu sorununu çözdüğü takdirde dünya Gökhan'ın ismini duyacaktır diye tahmin ediyorum.

#2 - Alex de Souza'nin yine gemisini kurtarmasi

       Ne desem boş ne desem kifayetsiz ne desem az gelir Alex de Souza için. Bugün sahada karakterini koyarak oynadı. Yine gemisini taşıdı. Her maç ayrı ayrı cevap veriyor artık bitti diyenlere. ALEX LE SONSUZA


#3 - Baroni ve Santos un kizaktan donunce performanslarinin artisi

       Geçen hafta da yazmıştım Cristian Baroni'nin dönüşünün eski performansıyal hiç bir alakası olmadığını ve adeta DM gibi değilde CM gibi oynuyor bu sıralar ve onu mayın tarlası sandığı ceza sahasında daha çok görüyoruz. Bu tüm Fenerbahçe taraftarlarının beklediği performanstı Baroni'den.

       Andre Santos Andre Santos Andre Santos! Caner onu 2-3 maçlığına kesti amma ve lakin onun geri dönüşü muhteşem oldu. Top kaybı sıfıra yakın oynadı. ayağına gelen topları pas ile savuşturmadı.İlk önce rakibini geçip topu bir bölge ileri taşıdıktan sonra pas ile oyunu geniş alana yaydı. Kızaktan sapasaşlam bir Santos çıktı.

#4 - Niangin formsuzlugu

       Niang daha topu almadan bir sürü darp ile karşı karşıya kalıyor. Bu onun topu aldığı sırada yorgun olmasını ve istediği pozisyonlara girememesini sağlıyor. Fakat bugün Niang'ın konsantre eksikliğiyle boğuştuğuna şahit olduk.

#5 - Stoch ve Dia nin son vuruslardaki beceriksizligi

       Miroslav Stoch ve Issiar Dia kuşkusuz muhteşem iki kanat oyuncusu fakat Dia'nın sertlikle çok boğuştuğundan yorgun düştüğünü ve Stoch'unda bir türlü Türk futboluna alışamadığını düşünüyorum. Son vuruşa mükemmel şekilde geliyorlar fakat son vuruşlarda ki eksiklikleri bizi bugün biraz sıkıntıya soktu.

#6 - 90 dakika rakip sahada olusumuz ama rakip sahanin ceza sahasi ve orta saha cizgisi arasinda kalisimiz

       Maç boyunca rakip sahadaydık amma ve lakin geçen seneki hastalığımız baş gösterdi ve ceza sahası içine bir türlü giremedik ve girdiğimiz anlarda bir türlü son vuruş yerine pas tercihi yaptık.

#7 - Hakemin kotu yonetimi

       Oooo Yunus, Haydi Bastır Yunus, Yunus Gol Gol Gol. Bunu daha önce Selçuk Dereli için yapmıştık. Bugün Sivasın siyahi oyuncusu ilk yarı boyunca 3, ikinci yarıda 3 kere faul yaptı hepside arkadan mudahelelerdi fakat Yunus Yıldırım gerekli kararı veremedi. Penaltı pozisyonarının tekrarını izleyemedim o yüzden net bir şey söyleyemeceğim.

#8 - Devre arasinin mukemmel zamanda gelisi

Fenerbahçe soluk almalıydı bazı bölgelere takviye gerekliydi. Tam zamanında güzel bir sonla geldi devre arası

#9 - Alex benim manevi babam

#10 - Macin en kotuleri Niang ve Dia

#11 - Aykut Kocaman artık maça akseden değişiklikler yapıyor.
       Aykut Hoca ile ilgili bir şeyler öğrenemeyecekse burdan çekip gitmesini söylemiştim fakat her geçen maç bşraz daha iyiye gidiyor.

MeS

16 Aralık 2010 Perşembe

Sporda Şiddet



Yıl olmuş 2010 hala neden saha dışı olaylar yaşanmakta?

Cem Kırgız (CK) : Bu konuya değinmek için futbolu neden sevdiğimize bakmak lazım. Simon Kuper’in söylediği gibi futbol hayatı yansıtır ve asla sadece futbol değildir. Biz bir ülke olarak duygularımızı aynı anda yaşamayı seven bir milletiz. Aşkı, dramı, siniri, gülmeyi, mutluluğu aynı anda yaşıyoruz. Bunun örneklerini siyasette, dizilerde ve yaşanan ilişkilerde görebiliriz. Ülkemizde oynanan futbol da bizi yansıtıyor aslında. Herkesin örnek gösterdiği Premier Lig’e bakarsak, tuttukları takım kazandığı ya da kaybettiği taktirde bir gecelik duygularını yaşıyorlar ve hayatlarına devam ediyorlar. Bizde ise takımımız kaybettiği taktirde bütün hafta mutsuz  ve sinirli oluyoruz. Başka bir yaklaşımla anlatmak gerekirse, biz aslında futboldan çok futbolun yaşattığı duygulara bağımlıyız ve bu yüzden en ufak bir tahrikde savunma mekanizmalarımızı çalıştırıyoruz.

Murat Erdem Şengül (MeS) : Aslında soru bize doğru bilgiyi vermiyor saha dışı olaylara ilgili. Her ne kadar biz göremesekte büyüklerimizin bize anlattıklarından biliyoruz bundan senelere önce her iki takım taraftarının maçları yanyana izledikleri ve maçlarda biletlerin takımlara yarı yarıya satıldığı günleri. Aslında olaylar, Türkiye için yazıyorum, gün geçtikçe yıllar geçtikçe daha da kötüye gidiyor. Eskiden  bu denli olay yoktu çünkü insanlar insanı insan olduğu için seviyordu. Şimdilerde ise medyanın da desteği ile birlikte kendi içimizde insanları takıma göre ayırmaya başladık. Bunlarla birlikte saha dışı olaylar yaygınlaşmaya başladı.

Nedim Meseri (NM) : Bu konunun, ülkelerin sosyo ekonomik yapılarıyla doğrudan ilişkili olduğunu düşünüyorum. İnsanlar stada, Avrupu ülkeleri ve dünyadaki birçok ülke vatandaşı gibi eğlenmeye değil, maalesef şiddetle stres atmaya ve deşarj olmaya geliyorlar. Bu konu üstünde düşünürken, bir çok taraftarın belki cebindeki son parayı vererek oraya geldiğini bunun getirisi olarakta hiçbir şeye sabrı olmadığını aklımızda bulundurmalıyız. İnsanların refah seviyesi ve eğitim düzeyi gelişmedikçe maalesef bu olaylarla karşı karşıya kalmaya devam edeceğiz gibi gözüküyor. Bunun dışında, yönetimlerin ve bireysel olarak yöneticilerin bu tür olaylarda çok katkısı var. Bazı taraftarlar, gruplar yada holiganlar diyelim, renk sevdasını kişisel rant meselesine dönüştürüyorlar, yöneticilerin de katkılarıyla. Hepimiz az çok tribün ortamını biliyoruz ve maalesef her takımın yönetimi kendilerini desteklesin diye belli gruplara ve kişilere bedava kombine dağıtmak, stadda onlara ayrıcalık sağlamak gibi büyük bir yanlışa düşüyorlar, imtiyazın en büyüğünü alan taraftar da kendinde herşeyi yapmaya hak görüyor.

3 Puan ve ya Renkler neden insan canından daha önemli görülür?

CK : Elbette hiç bir şey 1 candan daha önemli değildir. Fakat tarih boyunca futbol bir direniş ve mücadele için kullanılmıştır. Burada tarihten biraz örnekler verelim:
-       1982 Dünya Kupası’nda oynanan Polonya – Sovyetler Birliği karşılaşmasında Sovyetler Birliği üyesi olan Polonya taraftarları, 6 ay öncesinde ülkenin komünist liderlerinin yasakladığı ticaret sendikası hakkında politik mesajlar içeren “Solidarnosc” pankartlarıyla maça çıkmışlardı.
-       Celtic 1888 yılında Büyük Kıtlık’ta açlıktan ölmemek için Glasgow’a göç eden İrlandalılar’ın gelir sağlamak amaçlı kurduğu takımdır.
-       Barcelona İspanya iç savaşı döneminde Franco’ya karşı direnişin ve Katalan kimliğinin tek sembolüydü.
Bunun gibi örneklerden daha çok yazabiliriz. Ayrıca toplum ve kültürsel olarak duygularımızı nasıl yaşadığımıza da bakmak gerek. Sevgilisinden ayrılan kendini yakıyor, depresyona giren köprüden atlıyor. Toplum olarak duygularımızı şiddetli yaşadığımız için futbolu da şiddetli yaşıyoruz. Burda biraz Bursa taraftarına ayrı bir parantez açmak istiyorum. Bursa taraftarının çoğunun çok yaratıcı ve ligimize renk kattığını düşünüyorum. Fakat azınlıkta olan bir gurup taraftarın BJK maçında Ermeniler’e ve geçen sezon Diyarbakır’a karşı tezahüratlarında nelere yol açtıklarını gördük. Bursaspor’un bu azınlıkta olan taraftar gurubunun tespit edilip, stadlardan uzaklaştırılmadıkları taktirde daha çok şiddet olaylarına şahit oluruz.

MeS : Bundan seneler önce bir taraftarın tribünde yaşamını kaybetmesi sonucu maçta açılan çok anlamlı bi o kadarda bize bizi anlatan bir pankarttı bu 3 PUAN = 1 CAN ? Dünyada bir çok örneğini görürüz saha dışı olaylar sonucu taraftarlar hayatlarını kaybederler, yaralanırlar, sakat kalırlar. Bu soruyu cevaplarken bile mana veremedim, geçtim 3 puan olayını geçtim taraftarlığı holiganlığı takım sevdasını arma sevdasını renk sevdasını işten rant sağlamyı her şeyi geçtim bir kenara bıraktım. Bir insan(insan demek bie gelmiyor içimden) hiç ama hiç tanımadığı daha önce hiç görmediği bir insana nasıl taş atar nasıl canına kıyar? Hiç bir akıl mantık hiç bir irade bunu açıklayamaz hele ki şu hiç bir şeyin insanın saç telinden dahi önemli olmadığı fani dünyada!

NM : İzmir’de açılan pankart Göztepe-Karşıyaka maçında bir taraftarın ölümü yüzünden açılan pankarttı. Böyle bir şey olması mümkün mü?  Dünyada bir insan canından önemli başka ne olabilir. Hangi 3 puan hangi renklerden bahsediyoruz. Belki maçtan bir gün önce dolmuşta, otobüste birlikte oturduğumuz, güldüğümüz, şakalaştığımız insanlara forma silüetinin kamuflesi altında, nasıl vahşice davranabildiğimizi gerçekten çözemiyorum. Bence çok daha derinlerde irdelenmesi, bilim insanlarının incelemesi gereken ciddi bir vakadır bu olaylar.

Statlarda özel polis kullanılıp, her statta özel hapishaneler olsa başarılı olur mu?

CK : Burda mevcut olan sistemleri konuşmak gerekiyor. Özellikle 80’ler ve 90’larda İngiltere holiganlardan gerçekten çok çekti. Stadların içinde ve dışında çıkan olaylarda ölen sayısı 100 kişiyi bulan müsabakalar vardı. 1989’da Liverpool – Nothingham Forest arasında oynanan İngiltere Kupası yarı finalinde, stada girişte yaşanan izdihamda 96 kişi ölüp 800’e yakın kişi yaralanmıştı. İngiltere’de yaşanan olaylara baktığımızda ülkemizde yaşananların ne kadar daha kötü olabileceğini görüyoruz. 2000’lerde İngiltere’nin Holigan yasasını uygulamaya sokmasıyla olayları ciddi anlamda azalttı. Bu uygulamada holigan olarak belirlenen taraftarlar maç günlerinde karakolda belirlenen bir odada maçı izliyorlar ve asla stada alınmıyorlar. Ayrıca kulüplerin kendi stadlarında özel polis kullanma hakları olmakla birlikte olay çıkaran taraftarları tutabilecekleri hapishaneleri bulunuyor. Stadlarda şiddeti önlemek konusunda uzmanlaşmış polisler çok daha etkili oluyorlar. Başka bir örnek ise Fransa liginden. Geçtiğimiz sezon çıkan olaylar yüzünden Fransız Futbol Federasyonu Marsilya ve Paris Saint-Germain arasında oynanan müsabakalarda deplasmana seyircinin gelmesini yasakladı. Bu yasaklamayla birlikte olaylarda engellenmiş oldu. Bizim bu tür başarılı uygulamaları örnek alıp kendi ligimize örnek almamız gerekiyor.

MeS  : İnsanlar şu an da ki yetersiz yasa ile bile cezalar alıyorlar amma ve lakin olayın içine baktığımız zaman insanlar yeşil kartın arkasına saklanmış ki bu yeşil kart maddi imkansızlık anlamına gelir. Cezayı işliyorlar ve benim yeşil kartım var ben ödeyemez haldeyim o yüzden bu cezaları karşılayamam diyip işin için sıyrılıveriyorlar. Hem stadlarda hem de sporda şiddet kapsamında ne yapılırsa yapılsın suç işleyen kişiyi bağımsız bir futbol anayasının yargılaması gerektiğini düşünüyorum. İngilteredeki gibi özel polis özel hapishane biz yine koyarız ama bunu bağımsız yaptığımız takdirde yararlı olur.

NM : Sporda özellikle de futbolda olayların önüne geçmesi için kesinlikle ama kesinlikle İngiltere örneğini incelememiz ve benimsememiz gerekir. Özel spor polisleri, spor hapishaneleri ve spor mahkemeleri oluşturulmalı ve ciddi yaptırımlarla bu sorunu kökten kesip atmalıyız.

Taraftarlar arasında görülen şiddet olaylarında futbolcuların katkısı var mıdır?

CK : Aslına bakılırsa şiddet olayları genelde saha dışı yaşanan köklü nedenlere dayanıyor. Fakat elbette maç esnasında gelişen olaylar seyircileri gerip çok kolay tahrik edebiliyorlar. Bu konuda Emre çok iyi bir örnektir mesela. Kendi çıktığı programların bir çoğunda davranışlarının seyirciyi gerdiğini ve bundan en çok kendisinin üzüldüğünü belirtti. Dünya Kupası finalinde Zidane’nın Materazzi’ye attığı kafayı, Arda ve Semih’in yumruklaşmasını, Pascal Nouma’nın yaptığı bir çok hareketi unutamıyoruz. Seyircinin yaptığı tezahüratlara dikkat etmesi kadar, futbolcularında saha içi davranışlarıyla izleyenlere örnek olmaları lazım. Oyuncuların takımlarının ruhunu şiddete başvurmadan da gösterebileceklerini öğrenmeleri gerekiyor.

MeS : Oyuncuların katkıları olduğu fikrine açıkçası katılıyorum. Elbette ki Pascal Nouma çirkin hareketler yaptıktan sonra ve ya bir futbolcu çıkıp rakip takım taraftarına çirkin laflar ettikten sonra kimse beklemesin ortamın gerilmemesini ve ya olaylar çıkmamasını. Mesela A takımı taraftarı B takımının oyuncuları tarafından ağır dille eleştiriliyor yeri geliyor yerin dibine sokuluyor. A takımı taraftarları sessiz kalmaz, kalamaz. Aynı diplomaside olduğu gibi herkez gidip kendi mevkiidaşını bulur ve bunun hesabını ondan sorar. Bu sporda ise taraftar – taraftar mevkiidaşlığı olduğu için densiz bir sporcunun ettiği lafarın milyonlarca taraftarı karşı karşıya getireceğini unutması sonucu olur.

NM : Maalesef dönüp dolaşıp aynı yere çıkıyoruz. Refah seviyesi ve eğitim. Bu iki unsur gelişmedikçe şiddet olaylarının (ciddi yaptırımlarla bastırılmadığı sürece) duracağını sanmıyorum. İnsanların çok çabuk sinirlenip, sürü psikolojisiyle hareket ettikleri ortamlarda futbolcularında hareketlerinde daha dikkatli olmaları tabii ki gerekir, çünkü Türkiye’de taraftarlar çok çabuk galeyana gelme potansiyeline sahipler. Futbolcular verdikleri demeçlerde çok dikkatli olmalılar, sert çıkışlar yapmadan, kitleleri harekete geçirecek laflardan kaçınmalılar. Aynı zamanda yöneticilerine de burda çok büyük iş düşüyor. Saygın iş adamlarından oluşan yöneticilerin açıklamalarında çok daha dikkatli davranması gerekiyor.

Olaylardan sonraki verilen cezalar yeterli mi?

CK Belirli bir cezayı konuşmadan önce İngiltere’de uygulandığı gibi özel futbol yasasının çıkması gerekiyor. Federasyon başkanı Özgener bu kanun çıktığı takdirde saha kapatmalarına da bir son vereceklerini açıkladı. Şu durumda verilen cezaların asla yeterli olmadığını görüyoruz. Saha kapatma ya da kulüplerine ciddi anlamda para cezaları taraftarların pek umrunda gibi gözükmüyor. Ceza ne kadar kişiye göre olursa o kadar daha etkili olur. Elbette Sudan’daki gibi hırsızlık yapanın elinin kesilmesi ve kırbaçlanmasından bahsetmiyorum. Ama suç ilk defa işlendiğinde para cezası, ikinci defa işlendiğinde ise bir ay hapis cezası verilirse olaylar bir hayli azalacaktır.

MeS : Cezalar bağımsız olduğu sürece – yeşil kart, fakirlik belgesi – şu an ki cezaar dahi caydırıcı olabilecek potansiyel de fakat bağımsız bir futbol anayasası lap diye rayına sokamayacak ta olsa zaman içinde KORKU’nun verdiği dinginlikle saha içi ve dışı olayları azaltacaktır.


NM : Yeterliliği geçtim, ben onları ceza tanımına bile sokmuyorum.  Spora özel yasa çıkartılmalı ve oluşabilecek her türlü olayın cezai yaptırımı, yasada tek tek caydırıcı cezalarla belirlenmeli. Örneğin, olay çıkaran taraftarları, çıkardığı olayın büyüklüğüne oranla yasayla belirtilen yetkiler çerçevesinde 6 ay , 1 sene, belki de çok ciddi bir olaya karışmışsa ömür boyu spor müsabakalarından men cezası vereceksiniz. O zaman görüceksiniz ki bu olaylar bıçak gibi kesilecek.

TEŞEKKÜRLER
Midas Kral : Taraftarın sesinin kalbi olan Taraftar Düdüğü Blog’a ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Özellikle Erdem ve Nedim’e beni laik görüp misafir ettikleri ve Midas’ın Krallığı -  Taraftar Düdüğü ortak çalışmasına destek oldukları için çok teşekkür ederim.

Taraftar Düdüğü : Cem Kırgız’a bize her daim destek olduğu ve her daim yardımcı olduğu için ve bu nacizane teklifimizi geri çevirmeyip blogumuzu şereflendiriği için ona çok teşekkür ederiz. Blog’u midaskral.blogspot.com ‘a başarılar dileriz ve bundan sonraki yayın hayatımızda da hep beraber olmaktan mutluluk duyacağımızı söylemek isteriz.



CemKırgız & MeS & NedimMeseri


15 Aralık 2010 Çarşamba

İçimizden Biri - Canımızdan Biri : Emre Belözoğlu


Neden Emre Belözoğlu ve nasıl Emre Belözoğlu? Bu soruları bir kaç değişik açıdan yönlendireceğim kendime.

NEDEN?

         Emre Belözoğlu açık bir şekilde görüldüğü üzere Fenerbahçe'ye geldiği günden bu yana taraftardan hiç tepki çekmiyor ve her maç elinden geleni en fazlasıyla yapmaya çalışıyor. Geçen sezon UEFA tarafından Türkiye’de yılın futbolcusu dahi seçildi. Oysa ki Emre için taraflı tarafsız herkes  hakkında bitmiş ve toparlayamaz yorumları yapıyordu ilk geldiği zamanlarda. Emre her maça çıktığında adeta bütün bu soru işaretlerine cevap verir derecede hırslı ve yararlı bir oyun oynuyor. Emre hani o tabir ettiğimiz tekmeye kafa sokan, kafası kırılsa yine de oynayacak adam oldu artık. Emre geldiği günden bu yana takımın gerektirdiği taraftarın istediği ve her daim takımın renkleri için verdiği savaş ile ön plana çıkan bir oyuncu olarak göze çarptı. İşte bunlar NEDEN Fenerbahçeli taraftarların Emre Belözoğlunu hemen benimsediklerinin sebebi.
         Emre Belözoğlu Fenerbahçe’ye gelmeden önce yaşadığı olaylar kimsenin gözüne batmamıştı ki Fenerbahçe’ye gelmese kimsenin gözüne hiç bir zaman batmayacaktı. Emre ne zaman ki  Fenerbahçe armasını öptü ve onun için savaşmaya başladı işte o zaman herkes eski defterleri açmaya başladı. Emre Fenerbahçe’de maç ayırt etmeksizin her türlü takıma karşı o kadar büyük hırsla oynadı ve karşı takımı o kadar kendine imrendirdiki herkes birden bire Emre sevmez oldu. Nasıl olsa meyve veren ağaç taşlanır. İşte bunlardı anti'lerin NEDEN Emre Belöğlunu sevmediklerinin sebepleri.
         Emre Belözoğlu çok fazla göze batıyor çünkü hiç bir futbolcunun cesaret edemediği tartışmalara hiç çekinmeden giriyor gerekirse hakemlerle burun buruna geliyor, gerekirse karşı takımın oyuncularını düzene sokuyor. İşte bu NEDENlerden ötürü Emre göze batıyor.

NASIL?
         NASIL Emre Belözoğlu olunura gelirsek, savaşçı olmanız, armanız için formanız için taraftarınız için alın terinizi sonuna kadar akıtmanız gerekir. Futbol yetenekleriniz üst düzey olmasada olur. Eğer ki siz formanızın ağırlığını bilir ona göre yaşar ve davranırsanız bir gün sizde Emre olabilirsiniz.
         Emre Belözoğlu kendini aklamalı mı? Ve ya aklanacak bir şey yapıyor mu ki? Bence Emre Belözoğlu içinden geldiği gibi davrandığı zaman Emre Belözoğlu olmaya başlamıştır Fenerbahçeli taraftarlar için. Geçen hafta NTVSpor’da Not Defteri Programında “sakin olup duygularımı kısıtladığında oyunumu negatif yönde etkiliyor” demişti Emre. Bence Emre aklanması gerektiricek hareketlerde bulunmuyor. O kendi performasını yukarı çekmesi için gereken şeyleri yaptığı sürecede bu böyle olacaktır.
MeS

10 Aralık 2010 Cuma

Okunacak Kitaplar Serisi

Arkadaşlar yakın zamanda futbol ile ilgili yazılmış kitaplara ilgi sarmaya başladım ve biraz araştırma yaptım. İlk olarak ben Soccernomics (Futbolun Şifreleri) - Simon Kuper i seçtim ve onunla başladım. Aşağıda listeleyeceğim kitapları okudukça üstüne tuttuğum notları ve yorumlarımı paylaşacağım. Kitaplığını kullanmama izin verdiği için Noat Samisa'ya Teşekkürler.


Yabancı Yazarlardan - Çevirisi Mevcut
* Fever Pitch (Futbol Ateşi) - Nick Hornby

* El futbol a sol y sombra (
Gölgede ve Güneşte Futbol) - Eduardo Galeano

* Football Against the Enemy (
Futbol Asla Sadece Futbol Değildir) - Simon Kuper

* Soccernomics (
Futbolun Şifreleri) - Simon Kuper

Ajax, The Dutch, The War (
Ajax, Hollandalılar ve Savaş) - Simon Kuper 

Ajax, Barcelona, Cruyff (
Ajax / Barcelona / Cruyff) - Frits Barend ve Henk van Dorp

Fußall ist kein einfaches Spiel (
Futbol Basit Bir Oyun Değildir) - Jupp Derwall

Foul! The Secret World of FIFA - (
Faul ! FIFA'nın Karanlık Yüzü) - Andrew Jennings

Schiedsrichter Fertig (
Futbolun Ölümü) - Thomas Brussig

Lionel Messi (
Lionel Messi) - Arnau Galdeano

Jose Mourinho: Anatomy of a Winner (
Jose Mourinho: Başarının Anatomisi) -Patrick Barclay

Jose Mourinho: Made in Portugal (
Jose Mourinho: Bir Portekiz Yapımı) - Jose Mourinho ve Luis Lourenço

Foul Football Series - (
Hain Futbol) - Michael Coleman

The Hand of God: The Life of Diego Maradona (
Tanrı'nın Eli) - Jimmy Burns

Once cuentos de futbol (
On Bir Futbol Öyküsü) - Camilo Jose



Yerli Yazarlardan
Güneş Doğudan Yükselir - İhsan Öksüz

Kaleciyi Vurun - Fatih Uraz

Tae Han Min Guk - Mehmet Demirkol

Futbol Stratejisi - İlhan Durusoy

Siyah Beyaz Yazılar - Hayri Cem

Futbol Bir Aşk - Halit Kıvanç

Fenerbahçe Cumhuriyeti - Yalçın Doğan

Gol Atan Kaleye - Sevin Okyay

Futbolda Liderlik ve Antrenörlük - Ayşe Türksoy

Beşiktaş'ın Altın Yılları - Metin Tükenmez

Hatice'ye Metkuplar - Yiğiter Uluğ

Kesin Ofsayt - Ümit Kıvanç

Futbol Nedir Ki - Barış Tut

Gladyatör - Vecdi Çıracıoğlu

Bu Maçı Alıcaz - Can Kozanoğlu

100 Yıllık Tarih Beşiktaş - Ergun Hiçyılmaz

Bizim İçin Oyna - Mehmet Ali Gökaçtı

Zico: Futbolun Asil Ruhu - Mustafa Kıran

Futbol Buysa Üstü Kalsın - Ertan Kılcıgil

Övünmekte Haklıyız Çünkü Beşiktaşlı'yız - Sedat Özkol

Futbolun Bukalemunları - Tarkan Kaynar

Karhanede Romantizm - Tanıl Bora

MeS