28 Kasım 2010 Pazar

Sözün Bittiği Yer - El Clasico


Neden El Clasico?
Nedim Meseri : Çünkü bir futbol maçından öte, bir yaşam tarzı, ideoloji savaşı, farklı kimliklerin tek bir yerde toplanması…

MeS               : Ben hiç bir zaman siyasi yaklaşamadım futbol maçlarına. Bana El Clasico seyir zevkinin her geçen maçta arttığı, sahada 22 tane dünyanın kendi mevkiisinde en iyisi olan topçusunun oynadığı, dünya standartlarının üstünde bir maç olarak gelmiştir.

Total futbol mu Catanaccio futbolu mu?

Nedim Meseri : Sonuna kadar total futbol… Gözümüzün pası silinsin kupa bir gün mutlaka gelir.

MeS               : Dışardan bir göz olarak kimin 3 puan aldığı benim için o denli önemli değil. O yüzden sonuna kadar total futbol.

Xavi-Iniesta? Alonso-Mesut?

Nedim Meseri : Xavi –Iniesta!!! Üstüne orta saha gelmez herhalde…
Kısa bir anekdot: “Futbolunun son günlerini yaşayan Pep Guardiola o zamanlar yeni yeni A takıma yükselen Xavi için şöyle der: “Bu çocuk benim futbol hayatımın sonu olacak.” Bunu duyan Xavi, asıl altyapıda Iniesta diye bir çocuk var o ikimizin de sonunu hazırlayacak!!!

MeS               : Xavi – Iniesta basit futbol dediğimiz göze hoş gelen, dikine ve her zaman atak için bir sonraki adımı düşünen futbol sisteminin oyuncuları. Alonso – Mesut ise farklı iki yapılanmanın askerleri. Biraz önce söylemiştim total futbol diye ya Alonso bu total futbolun birebir oyuncusu değil. Ciddiyet ve hedefler bir anda isteniyorsa sonuna kadar Xavi- Iniesta.

Guardiola mı? Mourinho mu?

Nedim Meseri : Guardiola, bir sezonda 6 kupa… Geçilmez, tekrar edilebilir çünkü başka kupa yok… Mourinho, iki farklı takımla Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu, sayısız kişisel başarı, maksimum ego…

Not: Barça’da kariyerine başlayan Jose’den Barça ve Camp Nou nefret eder… Jose’de onlardan…

MeS               : Ben sonuna kadar Jose Mourinhocuyum. Çünkü bir teknik direktör saha kenarında oyuncusu kadar terlemeli, tilki gibi orda dönen tüm olaylardan haberi olmalıdır. Jose Mourinho son yaptığı bilerek sarı kart görme olayıyla da ne kadar dünü kurtarmacı değilde ileriye dönük bir hoca olduğunu gösterdi. Tam da bir teknik direktörün yapması gerektiği gibi oynanan maçtan bir sonraki günleri düşünerek adımlar attı.

Messi-Ronaldo?

Nedim Meseri  : Ronaldo dünyanın en iyi futbolcusu çünkü, Messi bu dünyadan değil,farklı bir boyutta…

MeS               : Soruya ilk baktığımda direk bir flaş patlamadı seçim yapamadım kafamda. Fakat takımımda Messi’yi mi görmek isterim Ronaldo’yu diye düşündüğümde hemen aklıma Ronaldo gelir. Çünkü Ronalda yaratır ve yaratılanı kullanır. Messi ise bir takım oyuncusu arkasında onu besleyen arkadaşları olmadığında Dünya Kupasında da olduğu gibi pozisyon sıkıntısı yaşıyor.

Futbolcu ve teknik direktörlerden El Clasico değerlendirmeleri:

Xavi : “Madrid’i yenmek orgazmla eşdeğer bir duygudur!”

Sergio Ramos : “Keşke Messi oynamasa!”

Jose Mourinho : ''Barcelona her şeyi kazandı ama hiçbir zaman Real Madrid'in stadı Santiago Bernabeu'da bir Şampiyonlar Ligi finali kazanamadı ve kim bilir 30-40 yıl bu fırsatı bir daha yakalayamayacak'' (Geçen yıl Inter’le Barça’yı yarı finalde elediği maçı kastederek…)

Iker Casillas : “Barcelona moda, ama moda geçicidir.”

Nedim Meseri : "Viva Barça!"

MeS : "Hala Madrid!"

Böyle bir maçın üzerine söylenecek daha fazla bir şey de yok. Lafı uzatmadan Pazartesi akşamını bekliyoruz.
Gözlerimizin pası silinmesi dileğiyle.
Nedim Meseri & MeS

26 Kasım 2010 Cuma

Güzel Futbol mu, 3 Puan mı?

         Bu soruya takımın durumuna göre cevap verilir. Eğer en yakın rakibinize 10 puan fark attıysanız bu soruya rahatlıkla 3 puan önemli değil takımım göze hoş gelen top oynasın yeter diye cevap verebilirsiniz. Amma ve lakin bu durum şampiyonluğu geriden kovalayan takım için tam tersidir. Ben bugün şampiyonluk yarışında 3 takımın gerisindeyken ve geride kalan takımlarla ise gözle görülen bir fark yokken göze hoş gelen futboldan öte 3 puana ihtiyaçtan dolayı 1-0 olsun bizim olsun derim. Şampiyonluktur çünkü hedef, ne aklına güzel paslaşma gelir ne de güzel şutlar goller.

        Bununla birlikte, Kaymaklı ekmek kadayıfı gibi olan versiyonuda var bu soruya cevabın. Düşünsenize hem göze hoş gelen futbol oynuyor takımız hemde 3 puanları takır takır alıyor, herhalde bir taraftar olarak bu tür oynayan takımım için canımı verebilrdim. Hem ne demiş taraftarlar

Sen o formayı ıslat

Mücadele et
Yeter ki iste
Biz hep olduk arkanda 
Oluruz yine
Yenilsen bile
Koy Fenerbahçe koy
Taraftar için 
Alayına koy
MeS

22 Kasım 2010 Pazartesi

Kayserispor - Galatasaray - Maç Değerlendirmesi

Golcüsüz Bu Kadar
          Galatasaray belki de bu sezonun en göze hoş gelen, en istekli ve arzulu futbolunu oynadı. Bunda Hagi’nin hafta içi bütün takımı ve Florya personelini yemeğe götürmesi ve hesabı cebinden ödemesinin biraz da olsa katkısının olduğunu düşünüyorum. 1996-2000 yıllarındaki, Fatih Terim’in sıkça başvurduğu bir yöntemdi bu. Takım ruhunun kazanılması adına çok olumlu olduğu görüşündeyim. Hafta içi yaşanan olumsuz gelişmeler, başkanın tatilde olması, liseli-lisesiz kavgası, başkan ve ekibine karşı cephe alan yönetimdeki karşıt grup Helvacı ve yandaşları, bir de üstüne Misimoviç’in kadro dışı bırakılmasına rağmen Galatasaray futbol takımı ve teknik kadrosu bu süreci iyi yönetti diyebiliriz.  Misimoviç olayında basına yansıyan çok değişik olaylar duyuyoruz ve çok rahatsız edici gelişmeler yaşanıyor. Umarız bu ev bulunamaması sorunu, bulunan evi su basması ve kendisinin eşiyle bu olaylardan dolayı tartıştığı doğru değildir, çünkü Galatasaray çapında bir takım için hiç hoş duyumlar değil özellikle de 2010 yılında.

          Maça geçecek olursak, ilk 5-6 dakikalık geçici Kayserispor rüzgarından sonra, fırtına gibi bir Galatasaray sahadaydı. Souleymanou’nun hatasını takiben Sabri ve Kewell’la gelişen atakta Elano’nun boş kaleye gönderemediği top böyle bir futbolcunun kalitesine hiç yakışmadı. Halbuki aynı Elano, bu pozisyonun hemen akabinde kornerden direğe nişanladığı topla ne kadar yetenekli olduğunu gösteriyordu. Daha sonra Elano, Kewell, Pino üçlüsüyle ilerde etkili olmaya çalıştı Galatasaray, pozisyonlarda buldu fakat cömertçe harcadı bu pozisyonları. Maçın ilk yarısında Sabri’nin ve Ayhan’ın oyuna pozitif katkısını göz ardı etmemek lazım.

          Galatasaray ikinci yarıya da hızlı girdi. Kewell’la bulduğu pozisyonu Souleymanou çok iyi savuşturdu. Bu arada yorulmaya başlayan orta saha ve Neill’ın sürpriz çıkışlarından sonra, arkada verdiği boşluklarda Kayserispor etkili oldu ve özellikle Santana ile çok net fırsatları harcadılar. Daha sonra Galatasaray’ın Barış’la direğe takıldığı ve Mehmet Batdal’ın kaçırdığı pozisyonlar vardı. Pino’ya birinin ayağına gelen her topu kaleye vurmaması gerektiğini hatırlatması lazım. Hagi’nin bu maçta ki hamlelerini, geçmiş maçlara kıyasla beğenmediğimi söylemeliyim. Sabri-Emre değişikligi ve özellikle Elano-Aydın değişikliğine anlam veremedim. Aydın hala 2006 da Konya’da attığı golün kredisiyle yaşıyor, takıma hiçbir katkısı yok.  Elano ise Galatasaray’a geldiği günden beri en istekli ve iyi futbolunu oynuyordu. Hakan Balta yine çok formsuzdu, Ali, defansif anlamda geldiği günden beri en düzgün oyununu oynadı ama kesinlikle Galatasaray’ın sağ beki değil, hücuma katkısı sıfır. İnsanın gözleri Capone-Ergün ya da Fatih-Hakan Ünsal ikililerini aramıyor değil.

          Son olarak, futbolda santrafor mevkiinin çok önemli olduğu kanaatindeyim. Geçen yılki acılardan ders alınamamasını şaşkınlıkla izliyorum. Geçen sezon devre arasında Shabani Nonda’nın gönderilişinden beri(Nonda’yı beğenirsiniz, beğenmezsiniz ama her anlamda bir santrafordu ve takımın en çok gol atan adamıydı) beli doğrulmayan Galatasaray’ın nasıl bu sezona da Milan Baros’un alternatifini yaratamadan başladığını anlayamıyorum. Pino gibi zorla santrafor oynatılan bir oyuncuyla, hala şans verilmeyen ve çok az düşünülen Batdal’la bu kadar iyi niyetli oyuna rağmen sonucu lehinizne çeviremiyorsunuz, çünkü futbolun meyvesi goldür ve siz de golü atacak adam sıkıntısı üst düzeyde.
Nedim Meseri

20 Kasım 2010 Cumartesi

Röportaj - Mustafa Can Gökçel - Futbolun Derinliklerine #1

1-      Geçen sene her maça gidiyordun. Fakat bu sene gitmekten vazgeçtin. Seni vazgeçirten olay nedir?

Geçen seneki  atletico madrid maçından beri gitmiyorum. O zaman bu sadece anlık bi tepkiydi fakat daha sonra üstüste alınan başarısız sonuçlarla beraber Galatasaraylılık dediğimiz bu olgunun tribünlerde zedelendiğini ve kaybolmaya başladığını gördüm. Çünkü Galatasaraylılık bir bütünlüktür fakat tirübünlrdeki görüş ayrılıkları ve çatışmaların bu bütünlüğünü zedelediğini düşünüyorum ve bir de bunlara yönetimsel hatalar eklenince ben ve benim gibi bir çok gerçek Galatasaraylı protesto amaçlı gitmemeye başladı.

2-      Ezeli Rakip, Ebedi Dostunuzun son 10 yılda derbilerdeki üstünlüğü hakkında ne düşünüyorsun? Sence Galatasaray neden kazanamıyor?

Bu konudaki fikrim gayet açık ve net. Ben bunu bir Galatasaraylı olarak söylemiyorum. Sonuçta lig uzun bir maraton ve bir maçı kaybedip kaybetmemek önemli değil.  Nihayetinde kazanılan ve ya kaybedilen bir 3 puan.  Fakat bir gerçek var ki bu uzun yenilgi serisi Fenerbahçe Klubüne ciddi bir finans kaynağı oldu.

3-      Senin için taraftar olmak nedir?

Benim için taraftar olmak; her maça alkollü gidip, avazı çıktığı kadar bilinçsizce bağırıp, takımına anlık destek olmak değildir. Taraftar olmak; takımının her zaman yanında olup, gerekli maddi desteği sağlayıp, klubün menfaatlerine önem verip(lisanslı ürün almak vs.), futbolun neticesinde bir spor olduğunu unutmadan bilinçli bir izleyici olmaktır.

4-      Nasıl yani? Hiç tezahuratlarla takımına destek olmuyor musun?

Tabii ki bende bir insan olarak gerekli yerde gerekli tepkileri veriyorum. Fakat biliçsizce arkamı dönüp bağırmak için bağırmıyorum.

5-      Bu sene Spor Toto Süper Lig’te ki favorin hangi takım?

Süper Lig’te tabii kide favorim Galatasaray fakat gerçekçi olmak gerekirse oyun olarak Bursaspor’un iyi işler yaptığını düşünüyorum. İBB’yi de unutmamalı, Abdullah Avcı orada büyük işler başarıyor.

6-      Bu sene gözüne çarpan genç yetenek kimdir? Onu ilerleyen zamanlarda nerede görüyorsun?

Beşiktaş’tan Necip Uysal ve İsmail Köybaşı’yı beğeniyorum. Fakat gelecekte hiç bir Türk futbolcusunun büyük işler başaracağına inanmıyorum. Çünkü büyük işler başarmak güçlü bir karakte ve eğitim ister, maalesef bizim alt yapılarımız bu konuda son derece ilkel ve yetersiz.

MeS       : Teşekkürler Musatafa Can. Çok güzel bir röportajdı. Blogumuzu desteklediğin için Teşekkür Ederiz.
Mucan : Ben de teşekkür ederim. Blogunuzun daha ileri seviyelere ve gerçek bir futbol seyirci kitlesi buluşması dileğiyle.
MeS      : Seninle daha sonra Dünya Futbolu üzerine de konuşamk isteriz. Teşekkürler.
MeS

19 Kasım 2010 Cuma

Tek Suçlu Misimoviç mi?


         Galatasaray’da son günlerde yaşanan gelişmeler, uzun yıllardır görmediğimiz, hatta bizden eskilerin bile çok nadir şahit olduğu gariplikte. 2009-2010 futbol sezonuna dünyaca ünlü, künyesinde Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu bulunan, otoritelerce futbol efsanesi kabul edilen Frank Rijkaard’la başlıyorsunuz, hem de yardımcı antrenör olarak, neredeyse hiçbir Spor Toto Süper Lig takımının burun kıvıramayacağı Johan Neeskens ile… İlk yılınızda her şey iyi başlamışken sonrasında yaşanan sakatlık sorunları, transferde yapılan ince hatalar sonucu sezonu 3. bitiriyorsunuz ve istikrar adına, Frank Rijkaard markasına güvenerek yola devam kararı alıyorsunuz. Başarısızlığa rağmen taraftar bu kararınıza saygı duyuyor, hatta açıkça destek veriyor. Her zaman söylemişimdir, futbolda teknik-taktikten çok daha önemli olan şey istikrardır diye. Bunun en güzel örneğini, kadrosu 3 büyüklerle mukayese kabul etmeyecek kadar düşük seviyede olan Abdullah Avcı’lı İstanbul Büyükşehir Belediye gösteriyor. Taraftar bir sonraki senenin çok daha iyi olacağı inancıyla sezona ümit dolu bakarken, anlamsız bir şekilde Miroslav Stoch’un transfer görüşmelerinde, o güne kadar müthiş işler başarmış olan Haldun Üstünel’in bir şekilde başı yeniyor, ekarte ediliyor ve taraftara başarısızmış gibi gösteriliyor. Böylece futbol şubesinde birinci adam konumuna Adnan Polat’ın yakın arkadaşı, çok güvendiği fakat taraftarın hiçbir zaman sevemediği Adnan Sezgin geçiyor. Adnan Sezgin’in transfer politikası, her ne kadar disiplinsiz ve aykırı olsa da spekteküler hareketlerle, attığı goller yaptığı asist ve hareketlerle taraftarın gönlünde taht kurmuş Abdul Kader Keita’yı aşağı yukarı aldığımız paranın çok çok az üstüne bir rakama göndermekle başlıyor. Frank Rijkaard’ın ısrarla istediği kiralık oyuncumuz Giovanni Dos Santos’u üstelik Dünya Kupası performansını da göz ardı edip almıyorsunuz. 2007-2008  sezonunda ki şampiyonlukta Konya’da ki buzlu maçta sakatlanana kadar çok emeği olduğunu düşündüğüm, her fırsatta çıkıp mücadelesini veren, altyapıdan yetişmiş ve Sabri’den daha çok bek özellikleri taşıyan Uğur Uçar’ı çok cüzi bir rakama Ankaragücü’ne satıyorsunuz. Yine aynı sezon şampiyonlukta Servet’in yeni partneri olan Emre Güngör’ü Gaziantep’e yine düşük bir paraya veriyorsunuz.

        Mehmet Topal konusunda yönetime suç bulamayız çünkü, Mehmet La Liga’ya gidip orda oynamak istiyordu. Takımdan giden isimler; Keita, Dos Santos, Caner, Mehmet Topal, Jo, Uğur, Emre Güngör, Emre Aşık(futbolu bıraktı). Adnan Sezgin’in yerine layık gördüğü isimlere bir bakalım. Juan Pablo Pino sizce bir Keita mı? Lorik Cana her ne kadar mücadelesine ve hırsına hayran olsamda Mehmet Topal’ın yüzde kaçı? Adı usulsüz menajerlik olaylarına girmiş Serdar Özkan’ın durumunu yazmaya dahi gerek yok. Musa Çağıran daha çok genç, Çağlar’ı sakatlığından dolayı 5 aydır göremiyoruz. Mehmet Batdal gibi üstün fizikli birinden yeterince yararlanılamadığı kanaatindeyim. Ali Turan olayı zaten başlı başına fiyasko. Tam 6 ay bekledikleri, Kayseri’den kaçırdıkları Ali’yi bari sağ bekte oynatmasalardı da adama da yazık olmasaydı. Bu futbolcularının hiçbirinin Rijkaard’ın isteği ve raporları doğrultusunda alındığı kanaatinde değilim. Rijkaard gibi bir adamın istiyeceği futbolcular sizce bu kalitede olur mu? Sayın Adnan Sezgin yaptıklarının tez konusu olabileceğini iddaa etmişti 2008 Mayısında gelen şampiyonluktan sonra. Hem de Cevat Güler hoca ve Karl Heinz Feldkamp’ı hiçe sayarak. Gerçekten tez olacak nitelikte transferler yapıyor sayın Sezgin. Rijkaard’ın eline, transferin son günü Emiliano Insua ve Zvjezdan Misimoviç’i veriyorsunuz. Insua kiralık ve genç bir oyuncu. Yürekten oynuyor bence takıma yararlı da oluyor. Misimoviç’in kariyerine, Almanya’da ve özellikle Wolfsburg’da yaptıklarına bakarsak kendisi için tek söze dahi gerek yok, her şey apaçık ortada. Ankaragücü mağlubiyetinden sonra Rijkaard gönderilyor, o günden bir buçuk ay önce başkanın bir televizyon kanalında verdiği röportaj hiçe sayılıyor, istikrar bir anda terse dönüyor. Rijkaard’ı beğenirsiniz beğenmezsiniz ama böyle bir markayı bu kadar kolay harcayamazsınız. Yönetim olarak herkes size yüz çeviriyor, buna en güvendiğiniz kaleniz Fatih Terim’de dahil. Sonra taraftarı biraz olsun yatıştıracak bir Galatasaray efsanesini başa getiriyorsunuz.
    
         Gheorghe Hagi, değişik tarzda bir adamdır. Çalışmaya bayılır, disiplinden taviz vermez. Anlıyorum, Trabzon maçından sonra Misimoviç yaptıkları, hal ve tavırları kendisine ters gelmiştir, bu konuda söylenecek en ufak bir şey yok. Peki sayın Hagi, Misimoviç’in yeri sol açık mıdır? Diyelim ki oyuncunun görevi verilen talimatı uygulamak, siz de Misi’nin hal ve tavırlarını beğenmediniz, 2000 ruhu olan Galatasaray futbolcuları gibi samimi bulmadınız ve kadro dışı bıraktınız. Peki senelerdir vurdumduymazlıklarıyla taraftara saç baş yolduran işi (Mustafa Yücedağ’ın söylemlerine ve benim kendi tribün izlenimlerine dayanarak) antrenör kovdurtmaya kadar götüren isimlere neden hala hiçbir yaptırımda bulunulmadı? Şu an isim vermek hoş olmaz ama bütün Galatasaray taraftarı kimlerden bahsettiğimi çok iyi biliyor, alenen isim yazmaya hiç gerek yok. Şimdi bakıyorum da bu kadar yanlış üst üste yapılmışken ey Sayın Adnan Polat ve yönetimi sizce tek suçlu 3 ay önce bu takıma katılmış dünya yıldızı Misimoviç mi? Bu operasyonun devamını merakla bekliyoruz. Fakat, sadece bununla sınırlı kalırsa çok ama çok büyük yanlışlarınıza devam etmiş olursunuz o kadar.
Nedim Meseri

17 Kasım 2010 Çarşamba

Vidmar - Nereden Nereye?


         Gasper Vidmar 2007-2008 sezonunda Fenerbahçe Ülker'de bir sezon saç baş yoldurttu. Adeta nereden çıktı bu adam diyorduk. Oyuna girince saniyeleri sayıyorduk ne zaman çıkacak diye. En güzel mevki benchti onun için.


        Şimdi ise çark döndü ve bu sefer işler tam tersine döndü. O kenardayken çıldırıyoruz, al şunu koç diyoruz oyuna neyi bekliyorsun! 


        3 sene önce sorsalar gün gelecek sen Vidmar'ı arıcaksın inanmazdım. Bu gece aradık be arkadaş!

Hiddink Doğru Yolda


          Bu akşam oynanacak Hollanda-Türkiye maçı için çağrılan aday kadro ben dahil bir çok kişiyi şaşırttı. Amma ve lakin bu akşam oynayacak olan tüm futbolcular şu anda kendi takımlarında daimi ve yüksek performansla oynuyorlar. Bu kadrodan uzun vadede bir şey beklemeyiz çünkü performanstan öte Milli Takım bir tecrübe ve bu tecrübelerin sahaya yansımasıdır. Fakat bu takımdan ana kadroya monte edilecek 3-4 genç ve çıkışta topçu tecrübeliler eşliğinde 2012'ye katılacağımızı düşünüyorum.
        
          Bir de A2 Milli Takımı meselesi var. Bence tam nokta atışı olmuş bu takımı kurmak. Gençlere ve alt liglerde oyanayan topçulara bende izleniyorum ve bende iyi performans sergilemeliyim düşüncesini aşılıyor. Neden olmasın, neden bir Vedat İnceefe daha çıkamasın alt liglerden.

          Öyle ya da böyle, Guus hiddink doğru yoldadır.
MeS

15 Kasım 2010 Pazartesi

100ümüzü Güldüren Adam - Alex de Souza


Kim ne derse desin, kim nasıl eleştirirse eleştirsin ve ya kim ile karşılaştırırsa karşılaştırsın Alex de Souza Fenerbahçe taraftarı için apayrı bir yerdedir. Gidişiylede bu taraftar belki göz yaşları dökecek. Ama biliyoruzki bizde onun için apayrı bir yerdeyiz.
Alex bizdendir.
Alex kaptadır.
Alex adamdır.
Alex candır.
Bugün olsa bugün yine Alex.
100 kere Alex, 1000 kere Alex.
MeS

6 Kasım 2010 Cumartesi

6Kasım2002 - Bir Anıdan Ötesi


          Çok uzun uzun yazmaya gerek yok. Sadece 6 Kasım 2002 demek yeterli geliyor bana. O kadar çok anlam içeriyor ki bu tarih fazla söze gerek bırakmıyor. 

         Bir anımı paylaşmak istiyorum. Babam, ağabeyim, ben, eniştem ve bir arkadaşı maç arasında sohbet ediyorduk. Salonda pencerenin yanında duran mor berjerde oturuyordum. Ağabeyim ve ben skor tahminlerinde bulunuyorduk. O zamanlar da FIFA2002 çok meşhurdu 7/24 oynardık ağabeyimle. Klasik ilk yarının ardından skor tahminleri vardı FIFA da. İlk yarı 2 attım ikinci yarıda 2 atarım ve ya ilk yarı 3 attım ikinci yarı 6 atarım. Ben ne olduysa bilmiyorum, Allah mı dürttü ne birden bire ilk yarı 2-0 bitti ikinci yarıda 4 tane atarız artık 6-0 biter dedim. Tabii salondakiler bana salakmışım gibi bakarak güldüler. Allah'ın sopası yok, sopa biraz "CİNCON"a patladı ama olsun. İyi oldu, çok ta güzel iyi oldu. İkinci yarı atılan her golden sonra tüm salonla göz göze geldik. her golden sonra eniştemin arkadaşı salonda sevinç turları atıyordu. Bense "hastır lan herhalde 6 olacak diyordum". Oldu hakikaten 6-0dı. Ümit Özat'ın Mondaragon'un solundan topu ceza sahasının dışından yolladığı anda evde nefesler tutuldu. Herkes ekrana kitlenmişti. Vedat İnceefe'de ağlardaydı. Bir anda bütün salon bana döndü ve OHA sesleri yükseldi. Yoktu böyle bir sevinç. Yoktu böyle bir tecrübe. Çok heyecanlanmıştım. O günden sonra Fenerbahçe 6S tartışmaları şekil değiştirdi. Artık savunulacak ve GSlilerin altından kalkamayacağı bir sonuç daha vardı. O günden bu yana derbi muhabbetleri açıldığı her an susmak zorunda kalıyorlar ve ellerinde somut hiçbirşeyle karşımıza geçemiyorlar.

         O gün bu galibiyette emeği geçen herkese teşekkürler. Eee ne de olsa bir hafta önce sölemişlerdi "Tostumuzu yedik bekliyoruz" diye. "T"uncay "O"rtega "S"erhat "S"erhat "C"eyhun "U"mit , onlara istedikleri tostu vermişleri. nede olsa onlar TOSSCU!!!

        Galatasaraylılar hemen bizimde 7kişi 7-0 mız var ulan ne olacak diyecekler ammavelakin bunu kanıtlar gösterdikleri resimlerde farketmedikleri bir yanlış vardı. Bu bahsettikleri maç 1911 de oynanmış ve resimlerde Ali Sami Yen Stadyumunda oynandığını sölüyorlardı. Fakat unuttukları şey ASY 1911'den yıllar sonra kurulmuştu.
MeS

  

3 Kasım 2010 Çarşamba

Röportaj - Koray Öztürk - Bank Asya Panorama

  
         Arkadaşlar artık Taraftar Düdüğü'nde bundan sonra yakın çevremdeki insanlarla ilgi alanları dahilinde röportajlar yapacağım. İlk röportajım Koç Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği öğrencisi Koray Öztürk'le. Onunla yaptığımız söyleşide kendisinin ilgi alanı olan Bank Asya 1. Lig'ten bahsettik.

1-      ~Bank Asya 1. Ligteki favorin hangi takım?
Sezon başında favorim Karşıyaka’ydı fakat geride kalan 10 haftada takımların performansına baktığımda Denizlispor ve Orduporun bu sene liderlik için en büyük adaylar olduğunu düşünüyorum.
2-      ~İzlediğin maçlarda etkilendiğin genç yıldız keşifleri var mı? Kimlerdir?
Karşıyakadan Roniele Gomes Dos Santos 19 yaşında süratli ve teknik gelecek vaad eden bir forvet bunun dışında gene Karşıyaka’da Trabzonspor’dan kiralık olarak gelen 20 yaşındaki Barış Memiş’te bileklerine çok hakim ve süratli bir kanat oyuncusu. Denizlispor’un orta sahasının vazgeçilmezlerinden 19 yaşındaki Ali Helvacı’da bir kaç sene içerisinde Spor Toto Süper Lig’de görebileceğimiz oyunculardan birtanesi. Orduspor’un 22 yaşındaki makedonyalı orta saha oyuncusu Muarem Muarem’de oynadığı 9 maçta attığı 4 golle göz dolduran diğer bir isim.
3-      ~Bank Asyada oynayıpta Spor Toto ayarında olduğunu düşündüğün topçular kimlerdir?
Orduspor’dan Murat Akın, hepimizin yakından tanıdığı Denizlispor’dan Souleymane Youla,
 Yasin Çakmak ve Okan Koç, Karşıyaka’dan geçen transfer döneminin gözdesi Kıvanç Karakaş.
4-      ~Mersin İdman Yurdundaki hızlı çıkışın ardından bu düşüşün nedeni sence nedir?
Bence bu düşüşün nedeni Samsunspor ile Mersin İdman Yurdu arasında oynanan maç içerisinde Mersin İdman Yurdu antrenörü Yüksel Yeşilova’nın bıçaklanmasıdır zaten hızlı çıkışın ardından gelen bu ani düşüşte bu talihsiz olaydan sonra başlamıştır.
5-      ~Denizlispor Süper Lige geri mi dönüyor?
Öncelikle Denizlispor bence Spor Toto Süper Lige haksız şekilde veda eden bir kulüp. Denizlispor geçen sezonki kadrosunu büyük ölçüde korumayı başardı ve Bank Asya Birinci Lig ekiplerinden gelen bir kaç takviye ile gayet güçlü ve oturaklı bi takım oluşturdular. Bunun sonuçlarını zaten geride kalan 10 haftada oynadığı 9 maçta aldığı 6 galibiyet ve 3 beraberlikle görüyoruz. Sonuç olarak Denizlispor’un tekrar Spor Toto Süper Lige dönmesi hiç de süpriz bir sonuç olmayacak.
6-      ~Ordusporun şampiyonluğa giden yoldaki en büyük etkeni ne?
Orduspor bu sezon geçmiş senelere nazaran daha sağlam bir kadroya sahip ve şehir takımına gerçekten çok inanıyor ve sahip çıkıyor. Gerek yönetim, gerek futbolcular gerekse taraftarlar şampiyonluğa kitlenmiş durumda ve hedefe doğru emin adımlarla ilerliyor. Tabi bence bu başarıdaki en büyük pay sahibi Orduspor antrenörü Uğur Tütüneker’dir. Geçen sezonun iskeletini koruyup üzerine çok kalite futbolcular alarak izlemekten zevk veren sürekli atağı düşünen bir takım yarattı. Uğur Tütüneker bu performansını sürdürüp taraftarda takımlarına sonuna kadar destek olup sahip çıkarlarsa Denizlispor’un en büyük rakibi olmaya aday tek takım Orduspor olur.
7-      ~İzmir takımları Karşıyaka ve Altay'ın süper lig hayali yine çok mu uzak?
Geride kalan 10 haftaya baktığımızda Altay 11, Karşıyaka ise sadece 8 puan toplayabilmiş durumda. Bu son 15 senenin en kötü performanslarında birisi her iki takım içinde. Takım kalitesi olarak Tiago’lu, Kıvanç Karakaş’lı, Okan Öztürk’lü Karşıyaka’nın ilk 6 içerisinde yer alması gerekirken 15. Sırada bulunmasının tek nedeni futbolcuların şampiyonluğa inanmaması ve antrenör Kemal Kılıç’ın bazı yanlış tercihleridir. En kısa sürede her iki takımda acil önlemler almazlarsa süper lig hayali yine çok uzak olacak gibi görünüyor.
8-      ~Diyarbakırspor gene küme mi düşecek? bu başarısızlığın nedenleri neler?
Diyarbakırspor oynadığı 9 maçta henüz galibiyetle tanışamadı ve topladığı 3 puanla ligin dibine demir atmış durumda. Bunun en büyük nedenlerinden birisi paraları ödenmeyen futbolcuların oynamak istememeleri ve taraftarın takımı yanlız bırakmasıdır. Eğer acilen bir kaynak bulup futbolcuları tekrardan lige motive etmezlerse ve taraftarın gönlünü kazanamazlarsa Diyarbakırspor’un küme düşmekten başka bir çaresi bulunmayacak.

Teşekkürler Koray Öztürk.
MeS